04 Ağustos 2007 Cumartesi

Devastating in Its Implications

As the controversy over The Da Vinci Code makes clear, a vast majority of Americans—among them our president—regard the divinity of Jesus as a fact, not a theory. So what’s a theory? Global warming, of course. And it’s a theory that needs more study, preferably carried out by the unbiased scientists at ExxonMobil and their past or future colleagues in the Bush White House.
On the other hand, someone who would treat as fact the self-serving yammerings of Al Gore must be an environmentalist wacko, right? So let’s have a good laugh at An Inconvenient Truth, a feature-length lecture directed by Davis Guggenheim (there’s a limousine-liberal name for you!) in which the failed presidential candidate (lampooned a few weeks ago on the libertarian-tinged South Park, where he raved about a creature called “ManBearPig”) drones on about cracking ice shelves and disappearing permafrost and soaring temperatures and rising sea levels. It’s obviously just a tedious, 96-minute presidential-campaign commercial, right?
That, in any event, is how much of the mainstream media is likely to characterize this new documentary of Gore and his traveling global-warming slide show: Anything else would invite charges of liberal bias. But the fact is—the fact is—that only a brainwashed audience (and their brainwashers) could portray anything in An Inconvenient Truth as even remotely controversial. Gore has all the graphs and charts and time-lapsed photographs and peer-reviewed scientific studies he needs to underscore his message about where the planet is heading—and sooner than we think. So be afraid. Be very afraid.

In An Inconvenient Truth, Guggenheim weaves together the ex-vice-president’s speeches before a series of packed houses all over the United States and abroad. Casually dressed, Gore is less stiff than during his last presidential run, and he has learned not to drone. But he is still clearly in his element as a pedant.

After introducing himself as the former next president of the United States (a joke that made at least one viewer wince at the thought of what might have been), he shows an image of the planet as it looked in the first pictures taken from space. Then he shows a picture of the planet as it looks now. Then he graphs the differences to show the acceleration of global warming. He debunks the theory that these changes are “cyclical”: Scientists have studied all the environmental cycles since the last Ice Age, he says. These are off the charts.
Guggenheim puts Gore on a pedestal, no doubt. There are biographical interpolations in which Gore discusses the death of his sister from lung cancer and the near-death of his son, and they’re extremely moving.
But they do edge the film a little closer to the realm of campaign biographies. That said, his spiritual journey is a great deal more compelling—and transparent—than George W. Bush’s supposed revelation after decades of alcoholism and (alleged) drug abuse. Gore has real gravitas now, and not just because he has gained a bit of weight.


It’s worth dwelling on the mocking responses to Gore and his book Earth in the Balance (and, for that matter, to my friend Bill McKibben’s seminal The End of Nature in the late eighties) because everything Gore is saying should be old, old news.

But the people on the other side will do and say anything. Perhaps the most amazing statistic in An Inconvenient Truth is that of 900-plus peer-reviewed studies in recognized journals, not one has challenged the idea of global warming, whereas more than 53 percent of articles in the mainstream media have presented it as a theory or been careful to include the demurrals of a tiny handful of bought-and-paid-for scientists or politicians. In the course of Gore’s lecture tour comes the unsurprising news that Bush aide Philip Cooney routinely red-penciled the conclusions of impartial government scientists; when exposed, he resigned and took a job with ExxonMobil.
But it won’t be long, Gore suggests, before other industries find it in their economic interest to sound the global-warming alarm. The insurance industry will have to pay for all the damage from hurricanes and floods as a consequence of Gulfstream disruptions. The auto industry will register that unless it makes cars more fuel-efficient, it won’t be able to sell them to anyone but Americans. There’s no spinning the images he presents of earth’s dwindling ice caps or, more poetically, the absence of snow on Kilimanjaro.

An Inconvenient Truth is one of the most realistic documentaries I’ve ever seen—and, dry as it is, one of the most devastating in its implications. See it with your kids—and watch closely to see who attacks it and on what grounds. I differ with Gore only on his optimism. “Political will is a renewable resource,” he says. There’s no accounting for people’s nutty faith.

Kuresel isinma

İklim bilimcilerin geçen hafta Fransa’nın başkenti Paris’te gerçekleştirdiği İklim Değişikliği Konferansı’nda ortaya çıkan tablo, yakın gelecekte bir çok ülkenin bugünkünden daha büyük bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. 130 ülkeden 500 delegenin katıldığı 4 gün süren oturumlarda ele alınan alınan konuların başında küresel ısınma ve sera gazının kullanımı vardı.



Toplantı sonrası Hükümetler Arası İklim Deşikliği Uzmanlar Grubu (GIEC) tarafından yayınlanan 21 sayfalık raporda, küresel ısınmanın son 50 yılda yüzde 90 oranında insan eliyle yaratıldığı ve asırlarca süreceği yer aldı. Rapora göre 2100 yılına kadar sıcaklık 1.8 ila 4 derece artacak, okyanuslardaki su seviyesi 18 ila 59 cm yükselecek ve şiddetli fırtınalar yaşanacak. İklim bilimcilerin yaşanacak felaketlerin ana nedeni olarak gösterdiği sera gazı salınımının artması, gözleri Kyoto Prokolü’ne çevirdi.




Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında 15 Şubat 1997 tarihinde Japonya’nın Kyoto kentinde imzalanan Kyoto Protokolü ile, özellikle fosil yakıtların tüketilmesinin yol açtığı iklim değişikliklerinin önlenmesi amaçlanıyodu. Dünyanın en çok sera gazı üreten ülkeler arasında yer alan Türkiye’nin de imzalamadığı protokol, ABD’nin karşı çıkışlarına rağmen 187 ülkenin taraf olmasıyla uluslararası bir birlikteliğe büründü. İklim değişikliğini bu yıl derinden yaşayan Türkiye, uzmanların açıkladığı rapor üzerine Acil Eylem Planı hazırlayarak, soruna ’Ayşe Teyze’ ve ’düdüklü tencere’ ile çözüm aramaya çalışıyor. Tarım ve Köyişleri, Enerji ile Çevre bakanlıklarının hazırladığı planda ise, dünya iklimcilerinin dikkat çektiği sera gazı kullanımını azaltma ve Kyoto Protokolü’nü imzalama yer almıyor.




Yeşilay: Türkiye kaybeder




Gelişen teknoloji karşısında dünyanın sonunun hazırlandığını duyuran Yeşilay, ’Bizim kuşaklar şimdilik idare ediyor da, gelecek kuşaklar ne yapacak? Onlardan aldığımız mirası maalesef koruyamadık’ açıklamasında bulundu. Türkiye bu protokolü imzalamaz ve bu konuda üzerine düşenleri yapmazsa imzalamayan diğer ülkeler gibi ağır eleştirilere uğrayacağını ve birçok açıdan kaybedeceğini belirten Yeşilay, Türkiye’nin küresel ısınmaya karşı ’Ben kendi imkanlarımla bir çalışma yapmak istiyorum’ havası içinde olduğunu kaydetti. Yeşilay, kendi imkanlarıyla kısmen tedbirler alınabilse dahi uluslararası işbirliğinin şart olduğunu ve bu durum bütün canlıları ilgilendirdiği için dünyanın hiç olmazsa bu konuda el ele vermesini istiyor.




Greenpace: Seragazı gizlendi


Türkiye’nin 2004 yılında dünyanın sondan üçüncü ülkesi olarak BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ni onayladığını ve yıllarca kişi başına sera gazı salımları ’çok düşük’ diyerek yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği politikalarını geri plana attığını açıklayan Greenpeace, ’Bununla birlikte BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nde (BMİDÇS) Ek 1 ülkeleri içinde seragazı salımları 1990’dan bu yana en hızlı artan (%70’in üzerinde) ülke olduğumuz ortaya çıktı. Türkiye toplam seragazı salımında anlaşmaya taraf 167 ülke arasında dünyada ilk 20 ülke içinde yer alıyor. Kişi başına yılda ortalama yaklaşık olarak 5 ton karbon dioksite eşdeğer seragazı üretiliyor. Bilim insanlarına göre iklim değişikliği ile mücadele için kabul edilebilir sınır 1-2 ton’ ifadelerine yer verdi. Türkiye’nin yasalarla belirlenmiş herhangi bir seragazı salınımı düşürme veya yenilenebilir enerji hedefi olmadığını belirtten Greenpeace, Enerji Verimliliği Yasa Tasarısı’nın her geçen gün daha da etkisini kaybederek TBMM’de bekletildiğini açıkladı. Protokolu imzalaması halinde 20 milyar dolar yatırım yapması gereken Türkiye imzalamama gerekçesini şu şekilde açıklıyor: ’İklim değişikliğinden etkilenecek gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaç ve özel koşullarının dikkate alınması, iklim değişikliğinin önlenmesi için alınacak tedbirlerin etkin ve en az maliyetle yapılması ve bu alandaki politikaların ulusal kalkınma programlarına uygun olması ve ayrıca Avrupa Birliği’ne girmek gibi hususlar öne çıkıyor.’




Yeşiller’den eylem planı




Türkiye Yeşilleri Hareketi, hükümetin geçtiğimiz hafta küresel ısınmaya yönelik açıkladığı eylem planına alternatif acil eylem planı hazırladı. Yeşiller’in hazırladığı iklim değişikliği acil eylem planı politik, önleme ve adaptasyon başlıkları altında, çözüm önerileri sunuyor. Bu önerilerden bazıları şunlar: ’Türkiye Kyoto Protokolü’nü daha fazla gecikmeden imzalamalıdır. Enerjinin verimli kullanılması için acilen sanayi tesislerindeki ve teknolojik standartları belirleyen yasal düzenlemeler yapılmalı. Yeni kömürlü termik santral projeleri derhal iptal edilmeli. Yenilenebilir enerji açısından Türkiye için kısa vadede en ucuz ve en hızlı yapılabilecek yatırım olan rüzgar santralleri için yılda 2 bin MW’a varan hedefler belirlenmelidir. Isınma amaçlı olarak güneş enerjisi, jeotermal enerji ve biyo-kütlenin kullanımı yaygınlaştırılmalıdır. Nükleer enerji projeleri iptal edilmeli. Nükleer santraller ısınmaya dönük olarak sunulamaz. Kuraklık Afet Yasası kapsamına alınmalıdır. Tohum Yasası iptal edilmelidir. Verimli tarım arazilerinde ve ormanlık alanlarda sanayi tesislerinin ve konut alanlarının kurulması önlenmelidir. Ulaşımda motorlu taşıtları terk ederek, toplu ulaşım, raylı sistemler, bisiklet ve yürümeye dayalı hareketliliğe öncelik veren politikalar geliştirilmelidir. Yapılacak bütün ulaşım yatırımlarının demiryollarına ve raylı şehir içi taşımacılığa yapılması sağlanmalıdır.’ İSTANBUL




REC: İklimler değişiyor, ya siz?


Merkezi tarafından hazırlanan, ’İklimler Değişiyor, Ya Siz?’ başlıklı broşürde, son 125 yılda 1 trilyon varil petrol tüketildiği, küresel orman varlığının ise yüzde 15 azaldığı vurgulandı. küresel iklim değişikliğinin geri dönülmez noktalara ulaşmasının engellenebilmesi için hala bir şans olduğu ifade edilen broşürde, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü’nün bu amaçla kurgulandığı ve uygulandığı belirtildi. Gerçekçi ve kalıcı çözümler için gelişmiş ülkelerin önümüzdeki 10 yıl içinde sera gazı salınımlarını, 1990 yılı düzeyinin en az yüzde 50 altına çekmesi gerektiği vurgulanan broşürde, gelişmekte olan ülkelerin, kalkınma çabalarında gelişmiş ülkelerin yaşadığı hatalardan ders alması gerektiği ifade edildi. Karbondioksit ve diğer sera gazlarının, dünyanın ortalama sıcaklığının yaklaşık 15 derece düzeyinde kalmasını sağladığı belirtilen broşürde, fosil yakıtlarının tüketilmesi, orman alanlarının yok edilmesi sonucunda, 1750 yılından bu yana atmosferdeki karbondioksit birikiminin yüzde 30, metan birikiminin yüzde 150, kükürtdioksit birikiminin ise yüzde 17 oranında arttığı bildirildi. Son yüzyılda küresel sıcaklığın en az yüzde 0.6 oranında arttığı belirtilen açıklamada, önlem alınmazsa 21. yüzyılın sonunda sıcaklık artışının 5 dereceyi geçeceğinin öngörüldüğü kaydedildi. Bu kadar sıcaklık artışının bile dünyanın dengesini bozduğu vurgulanan broşürde, kutuplarda 1970 yılından bu yana eriyen buzul alanının, Türkiye’nin yüzölçümünün 2 katına eşit olduğu vurgulandı.

Atmosferi saran tehlike: Sera gazı

Sera gazları, ısıyı atmosfere hapseden gazlara verilen genel isim. En zararlı sera gazı karbondioksit. Isının evrendeki döngüsü şöyle gerçekleşiyor: Güneş ışınları yeryüzüne gönderdiği enerjiyi yeryüzü aynı miktarda uzaya geri yansıtıyor. Kızılötesi ışınlar atmosfer içinden geçer. Atmosferde yer alan ve çeşitli molekül kümelerinden oluşan koruyucu katman karbondioksit gazını da içermektedir. Bu katman uzaya doğru yansıyan radyasyonu bir süre tutarak, yeryüzünün ısınmasına neden olur. Diğer bir deyişle atmosferdeki karbondioksit tabakası ısının yükselmesini engelleyen bir perde oluştururur. Günümüzdeki tehlike, karbondioksit ve diğer sera gazlarının miktarındaki artışın bu doğal sera etkisini şiddetlendirmesinde yatmakta.

Kyoto Sözleşmesi’nde önlemler

Atmosfere salınan sera gazı miktarı yüzde 5’e çekilecek.
Endüstriden, motorlu taşıtlardan, ısıtmadan kaynaklanan sera gazı miktarını azaltmaya yönelik mevzuat yeniden düzenlenecek.
Daha az enerji ile ısınma, daha az enerji tüketen araçlarla uzun yol alma, daha az enerji tüketen teknoloji sistemlerini endüstriye yerleştirme, ulaşımda, çöp depolamada çevrecilik, temel ilke olacak.
Atmosfere bırakılan metan ve karbondioksit oranının düşürülmesi için alternatif enerji kaynaklarına yönelinecek.
Fosil yakıtlar yerine örneğin, bio-dizel yakıt kullanılacak.
Çimento, demir çelik ve kireç fabrikaları gibi yüksek enerji tüketen işletmelerde atık işlemleri yeniden düzenlenecek.
Termik santrallerde daha az karbon çıkartan sistemler, teknolojiler devreye sokulacak.
Güneş enerjisinin önü açılacak. Nükleer enerjide karbon oranı 0 olduğu için dünyada bu enerji önplana çıkarılacak.
Fazla yakıt tüketenle fazla karbon üretenden daha fazla vergi alınacak.

Uzmandan öneriler

1. Enerji kullanımını azaltın: Standart akkor ampulünüzü tasarruf ampulü ile değiştirin. Yılda 75 kg. karbondioksit tasarrufu sağlayın.

2. Geri dönüşüme katkıda bulunun: Evinizdeki çöpün sadece yarısını dönüştürerek yılda 1200 kg karbondioksit tasarrufu sağlayabilirsiniz. Daha az ambalajlı eşyalar alın.

3. Daha az yakıt tüketen araçları tercih edin. Düzgün şişirilmiş lastiklerle litre başına aldığınız yol yüzde 3 artar. Her 4 litre benzin tasarrufu 10 kg karbondioksiti atmosferden uzak tutar.

4. Araba kullanmadığınız her iki km için 0,75 kg. karbondioksit tasarruf sağlanır.

5. Eskimiş su ısıtıcıları kullanmayın. Termostatınızı 50 dereceden yukarı çıkarmayın.

6. Kapı ve pencerelerinizi hava kaçırmayacak şekilde kapatın.

7. Bir ağaç dikin: 1 ağaç ömrü boyunca 1 ton karbondioksit emer.

8. Daha az sıcak su kullanın: Suyu ısıtmak için çok fazla enerji gerekiyor.

Isıtıcınızı kışın 2 derece azaltın. Böylece yılda 1000 kg karbondioksit tasarruf sağlanır.

Kuresel isinma ve kuresel kitlik

Uzmanlar, iklim değişikliklerinin yükselttiği sıcaklıklara uyum sağlayan yeni tohumlar tasarlanmazsa, üretimin düşeceği ve kitlesel açlıkların baş göstereceğini savunuyor.

Tarımsal araştırma kurumlarını bir araya getiren şemsiye kuruluş The Consultative Group on International Agricultural Research (CGIAR), mevcut tarım ürünlerinin değişen iklime uymakta zorlanacağını ve bazı bölgelende mahsulün düşeceğini öne sürüyor. Gelişmekte olan veya fakir ülkeler baş gösterecek bir kıtlık, kitlesel göçe neden olacak. Özellikle 1 milyar’dan fazla nüfusu barındıran Hindistan’da buğday üretimi yarı yarıya düşebilir. CGIAR, arpa, buğday, çavdar, bulgur ve pirinç gibi ürünlerde yeni ve daha dayanıklı tohumların elde edilmesi üzerine araştırmalar yapıyor.

Küresel ısınmanın tarım üzerinde temel etkisi, yağmur rejiminin değişmesi ve yeryüzüne düşen yağmur miktarının azalması olacak. Bazı bölgeler daha fazla yağmur alabilecek, ancak değişimler o bölgenin yapısını zorlayacağı için tarımsal mahsul üzerinde olumsuz etki yaratacak.

FOTOSENTEZ YAVAŞLIYOR

Sıcaklıkların artması, bitkilerin can damarı fotosentez işlemini yavaşlatıyor. Bu durumda bitkinin büyümesi yavaşlıyor ve döllenme yetisi düşüyor. Araştırmalar, gece sıcaklıklarında her 1 santigrat derece’lik bir artışa karşılık, pirinç mahsulünün yüzde 10 düştüğünü gösteriyor. Küresel ısınmanın gelecekte farklı bölgelerde aşırı kuraklık veya aşırı yağışa neden olacağı tahmin ediliyor.

Bir başka tarımsal araştırma örgütü International Maize and Wheat Improvement Center (Cimmyt) ve International Rice Research Institute (Irri), gelişmekte olan ülkelerdeki milyonlarca insanın kitlesel açlık tehlikesiyle yüz yüze olacağını vurguluyor.

Indo-Ganj bölgesindeki pirinç üretimi tüm dünya üretiminin yüzde 15’ine tekâbül ediyor. Ancak bu bölgedeki pirinç üretimi 50 yıl içinde yarı yarıya düşecek, doyurulması gereken nüfus ise artacak. Piricin Hint kültüründeki yeri düşünülürse, kitlesel açlığın önlenmesi için yeni tip sıcağa dayanıklı tohumların laboratuvar ortamında üretilmesi şart.


KUZEY BÖLGELER DE TARIMA AÇILACAK


Yükselen sıcaklıklar tropiklerde ürün kaybına neden olurken, tahıl üretimi için çok soğuk olan kuzey bölgeleri tarım için elverişli hale getirecek.
Örneğin Sibirya, Kanada, hatta kimilerine göre Alaska’da artık orta kuşak bitkileri yetişebilecek. Ancak bu bölgelerdeki ek tahıl üretimi tropiklerde yitirilen stokların yerini doldurmaya yetmeyecek. Ayrıca, fakir ülkeler ABD ve Kanada gibi zenginlerin yetiştirdiği tahılı almakta ekonomik olarak zorlanacak.


YENİ TOHUMLAR SORUNU ÇÖZMEYE YETECEK Mİ

Bilim insanları en iyi çözümü, teknolojik olarak yeni sıcağa dayalı tohumların geliştirilmesi olarak görüyor. Örneğin, Güneydoğu Asya’da, örneğin Filipinler’de sele birkaç hafta dayanacak tohumların yetiştirilmesi gerekiyor, zira küresel ısınma bu bölgede uzun süreli yağmurlar getirecek. Buna karşılık, sıcaklaşan Afrika içinse uzun süreli kuraklığa dayanıklı tohumların geliştirilmesi gerekiyor. Pirincin Güneş’le temasta fotosentezini daha verimli yapması için çeşitli araştırmalar yapılıyor.

www.r10.net küresel ısınmaya hayır seo yarışmasiı
 
Better Health partner arkadas tv dizileri, program dowload, video izle, film download, full oyun, video izle, dizi download evden eve nakliyat film izle izlesene oyun oyna,bedava oyun,oyunlar,sue oyunları barbie oyunları,oyunlar,oyun sitesi Çikolata n99 philips gogear sa6185 Health samand hp ipaq 514 n73 n78 tnt yayın akışı facebook messenger